Kenya – Tanzanya – Zanzibar (Gün 3 Manyara Gölü Milli Parkı)

Nisan 28, 2011 de Afrika, Alternatif Rotalar, Metin Denizmen, Uzun soluklu turlar, Yurtdışı Geziler


View Larger Map

Yaklaşık 120 km.

Sabah 07.00’de uyanıp, bir saat düne ait notlarımı yazıyor, sonra, aşağıdaki Hint restoranına girerek, Hint usulü peynirli, soğanlı iki tost ile çay alarak kahvaltı yapıyorum. ( 3100 Ksh ) Kaldığımız Meru İnn otelin, iç avlusunda, bir hareketlilik var. Hazırlanan jipler, ekiplerle birlikte çıkıyor, bizimkilerden haber yok. Samuel’e soruyoruz, bir yerlere telefon ediyor. Neden sonra, gezeceğimiz 96 model Land Cruiser geliyor. Çadırlar, uyku tulumları, sebze ve meyveler yükleniyor. 0.35’de rehber- şöförümüz Benny ve aşçımız Peter ile çıkıyoruz.

Arusha çıkışında bir marketten, bolca su ve konserve alıyorum ne olur, ne olmaz diyerek. ( 4×1000+ 1500 Tsh ). Aşçı neden sonra, elleri boş çıkıyor marketten. Sanırım, yaptığımız, küçücük alışverişten bile komisyon aldı. Dünyanın her yerinde, olmazsa olmaz bir gelenek bu. Başka market yokmuş gibi, çıktığımız şehir dışından tekrar Arusha’ya giriyor, sağdaki yoldan Manyara’ya giden yola sapıyoruz.

Arusha-Manyara arası 120 kilometre, yaklaşık 2.5 saat yolumuz var. Kahve plantasyonları başlıyor, hepsi de, düzenli ve disiplinli bir uygulama içerisindeler. Solda, zengin yabancıların hizmetine açık, küçük bir havaalanı var. Gökyüzünde yağmur bulutları yok bugün. Anadolu baharını anımsatan panoramaların arasında ilerliyoruz. Yollar, lüks safari jipleri ile dolu. Arusha, tüm dünyanın belgesellerini izlediği Serengeti ve Ngorongoro’nun çıkış noktası. Yol üzerinde bir köye yaklaşırken, kırmızı bir doku beliriyor. Yaklaşınca, bunların, bir hayvan pazarını dolaşan Maasai’ler olduğunu anlıyorum. Maasailer, Kenya’nın güneyi ile Tanzanya’nın kuzeyinde yaşıyorlar, yoğun olarak. Toprakla uğraşmayı sevmeyip, hayvan besliyorlar ve kültürlerini korumakta en inatçı kabilelerden.

Biraz yavaşlayalım demeye kalmadan aracın etrafı, kolye, baston satanlarla doluveriyor. Manyara-Serengeti ayrımına girmeden, aşçı bir köy girişinde, bir çuval mangal kömürü alıyor. Bundan sonraki yol, çok düzgün ve bakımlı hale geliyor.

Manyara Gölü, uzaklardan parlamaya başlıyor. Yerleşimin içinden geçerek, yokuşları tırmanmaya başlıyoruz. Girdiğimiz bir toprak patika, Panorama Safari Camp’ın girişinde bitiyor. Bize ayrılan çadırlara çantaları atıp, kampa ismini veren, güzel panoramik terastan, aşağıda uzanan yemyeşil alanı ve ileride uzanan Manyara gölünü seyrederken, Peter, öğle kumanyalarımızı dağıtıyor.

Bir saat sonra, Manyara Milli Parkı giriş kapısındayız. Benny, kamp giriş ücretlerini öderken ( 35 $/kişi.gün ), turistlere hazırlanmış panolardan bilgi almaya çalışıyorum. Manyara Milli Parkının patikalarında ilerliyoruz. Tanzanya’nın pek çok, doğal yaşam içeren parklarından birisi burası. 329 km2 alanın 231 km2’lik kısmında, Manyara gölü bulunuyor. Alkalik özellikli bir göl, yani, bir nevi tuz gölü, suyun aşırı buharlaşması ile alkalik tuzlar yoğunlaşıyor ve karbonat bazlı soda gölüne dönüşüyorlar. Land Cruiser jipin, tavanındaki kapak açılarak, etrafı seyredebilmek, fotoğraf çekebilmek için, güzel bir platform oluyor.

Önce, babun sürüleri çıkıyor karşımıza, ardından, mavi maymunlar, filler, zürafalar arasında kalıyoruz. Ormanın gölgesi, açık alanlarda da, güneşin tepede olması nedeniyle fotoğraf çekmek için iyi şartlar olmasa da, aralıksız fotoğraf çekiyorum. Filamingolara iki kilometreden fazla yaklaşamayınca, pembe gövdelerinin oluşturduğu, pembe kuşağı seyretmekle yetiniyorum. Hipopotamlar, güneşin hışmından korunmak için, göletlere dalmışlar, sadece burunları görünüyor. Bu haliyle hipopotam gördüm demek çok zor. Yine de; Afrika doğal yaşamı, daha doğru deyimle vahşi yaşamına dair, ilk görüntüleri alıyorum, sanırım, Serengeti ve Ngorongoro daha mutlu edecek. Saat 18.00’e kadar, Manyara Milli Parkında, göle sokulan patikalarda dolaşıyor ve Panorama Safari Kamp’a dönüyoruz.

Hava kararıp, akşam yemeği hazırlanana kadar, yine Milli parka ve Manyara Gölüne hakim tepede oturup kulağıma gelen değişik kuş sesleri ile hayvan çığlıklarını dinliyorum.

Aşçı Peter sesleniyor, restoranda hazırladığı masaya oturuyoruz. Safarilerde, şöförle beraber aşçı da geliyor ve her aşçı kendi grubunun yemeğini pişirip, masayı hazırlayarak yemek servis ediyor. İlk defa hıyar çorbası içiyorum burada. Pişirdiği balık, patates, sebze türlü yemeği de tahminlerimin çok üzerinde temiz ve lezzetli.

Yemek sonrası, duvara asılı bez afişin anlamını çözüyorum. Black Tigers isimli 6 genç, önlerinde tabla ve davullardan oluşan enstrümanlarıyla konser veriyor sonra da, akrobasi ağırlıklı gösterilere başlıyorlar. Masaya bırakılan şapkanın içine 1000 Ksh koyuyorum, teşekkür ederek ayrılıyorlar.

Şöför, yanımıza gelerek, sabah 06.00’da çıkacağımız Serengeti gezisini ertelettirdi, gerekçe olarak da, kapılar açılmıyor falan gibi abuk bir şeyler söyledi. Amaç, Milli parklardaki konaklama sayısını bire indirmek. Çünkü, ücretler, gün başına alınıyor. Ses çıkarmıyoruz, daha yolun başındayız diyerek. Hindistan’da yaşadığım kötü bir deneyimden sonra, sırt çantamdan el fenerini eksik etmem. Zifiri karanlıkta, ağaç köklerine veya iplere takılmadan çadıra girmeyi başarıyorum. Çadırın içinde, çok kaba kerestelerden yapılmış, yataklar ve üzerinde yatağa benzer ( ! ) bir şey var. Yastık ve yorgan hak getire. Bunca para ödenen bir gezide, küçücük ve gerekli detayların dahi ıskalanmasını anlayamıyorum. Çarşafımı sererek kısmen huzurlu yatsam da, fermuarları kapanmayan bir çadır içerisinde sivrisineklere yem olup, sıtma riski istemiyorum. Epey uğraştıktan sonra, çadırı, dışarıdan izole etmeyi başarıyorum. Gelsin uyku.

Sabaha karşı korkunç ayaz oldu. Botlarımı, montumu giyerek, tam teçhizat sabah oluşunu bekledim. Gün doğarken, bin çeşit kuş ve hayvan seslerinden oluşan koroyu dinledim yatağımda büzülmüş halde. Ortalık aydınlanınca, çantamı toparladım, aşağılarda uzanan yemyeşil deniz ve mavi Manyara gölünü seyrettim bir müddet, sonra da; saç plakalardan tavanı olan, loş restorana geldim. Peter, masayı hazırlarken, diğer grup aşçılarının da, kahvaltı hazırladığı müşterek mutfaktan, aşçıların telaşlı sesleri geliyordu.

Tanzanya fotoğrafları için Tıklayınız

Paylaş & Beğen